gelişim dönemleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelişim dönemleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2010

Çocuklar ve bakıcı seçimi



Çocuğun bakımının kim tarafından gerçekleştirileceği aileleri en çok zorlayan konulardan biridir. Özellikle anne ve babanın sürekli çalışmak zorunda olduğu durumlarda bu daha da önemli hale gelir. Ülkemizde yasal doğum izni süresinin çok kısa olması çalışmak zorunda olan ebeveynleri oldukça zor durumda bırakıyor. Anneler için 3 ay olan doğum izni, devlet memuru olmayan babalar için gerekli bile görülmemiş. Ebeveynlerin bebekleri için çok erken bir dönemde bakıcı arayışı içine girmesi, özellikle ayrılma kaygılarının üst düzeyde olduğu bir döneme rastladığı için sıkıntı da büyük olabiliyor. Hamilelik ve doğum sonrasında oldukça ciddi değişim geçiren hormon dengesi özellikle anneleri ciddi şekilde etkiliyor. Bu dönemde ayrılık kaygısı çok daha yüksekken, koruma güdüsü de oldukça güçlü bir şekilde yaşanıyor.

Bir bakıcıyla anlaşma yapıldıktan hemen sonra çocuğunuzu onunla yalnız bırakmanız iyi bir tercih olmaz. Çocuklar, özellikle erken yaşlarda yoğun olarak ayrılık kaygısı yaşarlar ve ebeveynlerin bir anda ortadan kaybolması, ona sevilmediğini ya da istenmediğini hissettirebilir. Bu da hem çocuğunuzun hem bakıcınızın ve dolayısıyla sizin zor durumda kalmanız anlamına gelir. Bu nedenle mutlaka bir geçiş süresi önceden planlanmalıdır. Bakıcınızı çocuğunuzla baş başa bırakmadan önce beraber geçireceğiniz en az bir hafta, daha sonra ortaya çıkabilecek pek çok problem riskinin ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. Bu dönemde çocuğunuza en başından doğruları söylemeniz, onunla kuracağınız güven ilişkisi için de oldukça önemlidir.

Bakıcı konusunda karar verirken nelere dikkat etmeli diye düşündüğümüzde; öncelikle çocuğunuzun bakımını üstlenecek kişiyle güvenli bir ilişki kurulabilmesi çok önemli. İletişime açık, sorumluluk alabilen, zaman zaman hata yapabileceğini kabul edebilen, sabırlı, sevgisini gösterebilen ve kendini geliştirmeye açık bir insan olması herkes için bu sürecin daha sağlıklı yaşanmasına yardımcı olacaktır.

Çocuk gelişimi konusunda bir bakıcının akademik bir eğitim almış olması elbette bir avantajdır. Ancak ülkemizde yaşayan pek çok insanın bu konuda eğitim almamış kişiler tarafından büyütülmüş olduğu da bir gerçektir. Bu noktada bakıcıların çocuklarla vakit geçirmeyi sevmeleri ve hem sizinle hem çocuğunuzla sıcak ilişki kurabilmeleri alınan eğitim kadar önemli. Çocuğunuzla ilgili sorumlulukları paylaşabileceğiniz bir bakıcıyla çalışmanın pek çok avantajı vardır. Öncelikle çocuk büyütmenin çok keyifli olmakla birlikte birçok zorluğunun bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Çocuğunuzun bakımı konusunda size yardımcı olan biri, üzerinizdeki yükü hafifletecektir. Bu da size çocuğunuzla daha fazla “kaliteli zaman” geçirme olanağı sunacaktır. Ayrıca çocuğunuzun farklı kültürlere sahip insanlarla bir arada vakit geçirmesi gelişimine katkı sağlayacaktır.

Çocuğunuzla bakıcı arasında bir sorun yaşanıyorsa, çocuğunuz bunu size bir şekilde belli edecektir. Onun duygusal durumunu, hal ve hareketlerini iyi takip etmeniz genellikle yaşadığı bir sorun varsa anlamanız için yeterli olacaktır. Bu noktada unutulmaması gereken, gelişim sürecindeki bir çocuğun zaten pek çok sorunu “doğal olarak” yaşayacağıdır. Yani yaşadığı bir sorunun nedeni bakıcıyla arasındaki ilişkiden kaynaklanmayabilir. Çocuğunuzun bir sorun yaşadığını fark ettiğinizde bunu bakıcınızla “sorgulayıcı” bir dil kullanmadan paylaşın. Soruna odaklanmak yerine çözüme odaklanmak herkesin işini kolaylaştıracaktır. Ancak çocuğunuzun huzursuzluğu artıyor ve süre de uzuyorsa farklı tedbirler almayı düşünmeniz doğaldır.

Çocuğunuzun yaşayabileceği sıkıntıları değerlendirdiğinizde gözden kaçırılmaması gereken nokta bir bakıcı için bu işin pek çok zorluğunun olmasıdır. Öncelikle bir çocuğun sorumluluğunu almak başlı başına zor bir görevdir. Çocuklar öğrenme güdüleri ve enerjileri çok yüksek olduğu için her an başlarını derde sokabilirler. Bu da çocuğun bakımını üstlenen kişi için oldukça kaygı vericidir. Ayrıca bakıcılar işverenleri olan ebeveynlerin de beklentilerini karşılayabilmek zorundadır ve bu da zaman zaman onların işlerini çok zorlaştırabilir. Bu nedenle her hangi bir sıkıntı yaşandığında anne ve baba olarak süreci iyi değerlenmeniz büyük önem taşır. Beklentileriniz karşılanamayacak kadar yüksek olduğunda sorun yaşanması kaçınılmazdır.

Bu konuda ailelerin ve çocukların sık yaşadığı sorunlardan biri de bakıcıların sık aralıklarla değişmesidir. Kimi zaman taşınma, iş değişikliği gibi nedenlerle, kimi zaman ailelerin beklentilerinin karşılanamaması ya da daha farklı nedenlerle aileler bakıcılarını değiştirmek isteyebilir. Ancak bu çocuğunuzun bazı sıkıntılar yaşamasına neden olabilir. Öncelikle sürekli yeni bir insanla tanışmak ve onunla güven ilişkisi kurmaya çalışmak küçük yaştaki bir çocuk için oldukça zorlayıcıdır. Ayrıca yaşanan sorunun kendisinden kaynaklandığına, sevilmeyen ve istenmeyen biri olduğuna inanabilir. Bu da çocuğunuzun özgüvenini olumsuz yönde etkileyebilir.

Yukarıda değindiğimiz sorunların yaşanmaması için yapılabilecek şeylerden biri bakıcınızla beklentileriniz üzerinde önceden anlaşmak ve onunla sağlıklı bir iletişim kurmaya çalışmaktır. Böylelikle bakıcınız ne yapması ve yapmaması gerektiğini bilecektir. Bu da işini oldukça kolaylaştıracak ve sorun yaşanması ihtimalini azaltacaktır. Bakıcınızla kuracağınız iletişim konusunda, ona göstereceğiniz saygı bakıcınızın evinize ve çocuğunuza olan bağlılığını artıracaktır. Çocuğunuzun neredeyse her konuda sizi model aldığını düşündüğümüzde bu konunun önemi daha fazla ortaya çıkacaktır. Anne ve babasının saygı duymadığı bir insana çocuk da saygı göstermeyecektir. Bu da kaçınılmaz olarak birçok sorunun yaşanmasına neden olacaktır.

Çocuklarının bakımı için bir bakıcıyla anlaşan ailelerin yaşadığı bir diğer sorun ise denetlemedir. Günün büyük kısmını çocuğunuzla baş başa geçiren birinin neler yaptığını bilmeyi her aile ister. Ancak burada seçilen yönteme çok dikkat etmek gerekir. Evin her köşesine kamera yerleştirmek ya da gün sonunda bakıcınızdan sorgulayıcı bir dil kullanarak ayrıntılı rapor almak, sonrasında bilgilerin doğruluğundan emin olmak için çocuğunuzla tekrar konuşmak etkili yöntemler olarak görünebilir. Ancak bu tür yöntemlerin zararı faydasından daha fazladır. Öncelikle bu tür yaklaşımlar bakıcınızın kendini gergin hissetmesine yol açabilir. Yaşanan bu gerilim bir süre sonra bakıcınızla çocuğunuz arasındaki ilişkide büyük ihtimalle kendini gösterecektir. Çocuğunuz için ise böyle bir durumu yaşamak çok daha farklı sonuçlara yol açacaktır. Çocuğunuz sizin davranışlarınıza bakarak Dünya’nın kendisi için çok güvensiz bir yer olduğuna ikna olabilir. İnsanların güvenilmemesi gereken varlıklar olduğunu düşünebilir. Kendini güvende hissedebilmek için sürekli bir yetişkin tarafından izlenmek ve takip edilmek ihtiyacı duyabilir. Bu da çocuğunuzun bağımsızlaşmaya başladığı yaşlardan itibaren birçok sorun yaşamasına neden olabilir.

Bu yazı mother and baby dergisinin ağustos 2010 sayısında yayınlanmıştır.










31 Ağustos 2010



Anne-baba ve çocuk iletişimi

Ailelerle yaptığımız psikoterapi seanslarında çocuklarıyla ilgili dile getirdikleri ve bizim oldukça sık duyduğumuz bir şey vardır: “Benim çocuğum hiç söz dinlemiyor.” Çocuklarımız 18-24 aylık olana kadar onlarla kurmaya çalıştığımız iletişim genellikle sözel değildir. Daha doğrusu biz onlarla sürekli konuşuruz –ve kesinlikle bu yanlış değildir- ancak çocuklarımızın bizi anlamalarını pek beklemeyiz. Ancak çocuklarımız büyüdükçe, bizi daha iyi anlamaya ve kendi isteklerini sözel olarak ifade edebilmeye başladıkça bizim onlardan beklediğimiz şeyler de değişir. Artık konuştuğumuzda bizi anlamalarını ve duruma uygun olan şeyi yapmalarını bekleriz. İşte bu noktadan sonra birçok aile için yukarıda belirtmiş olduğum şikayet kendini göstermeye başlar:
“Benim çocuğum hiç söz dinlemiyor.”

Burada sözel iletişimle ilgili neler yapmamız gerektiğini tartışmadan önce “iletişim” kavramının neyi ifade ettiğini belirtmemiz gerekiyor. İletişim, birbirinden farklı pek çok alanda kullanılan ve onlarca farklı tanıma sahip olan bir kavram. Ancak iletişim için kısaca, “insanlar arasında anlamları ortak kılma eğilimidir.” Şeklinde bir tanımlama yapabiliriz. İletişimden bahsettiğimizde dört ana unsur karşımıza çıkıyor. Bunlar, kaynak, hedef, mesaj ve iletişim ortamı. Kaynak, mesajı vermeyi amaçlayan kişidir. Hedef, mesajı alması beklenen kişidir. Mesaj, anlatmak istediğimiz şey ve iletişim ortamı ise mesajı verirken bulunduğumuz ortam ve kullandığımız araçlar.

Çocuklarımızla sözel iletişim kurmaya çalışırken yaşadığımız sorunlara baktığımızda genellikle yukarıda bahsettiğimiz dört unsurdan bazılarında sıkıntı olduğunu gözlemliyoruz. Zaman zaman çocuğumuz verilen mesajı alabilecek durumda olmayabiliyor. Ya da vermeye çalıştığımız mesaj çocuklarımız için çok uzun ya da karmaşık olabiliyor. Mesajı vermek istediğimiz zaman içinde bulunduğumuz ortam uygun olmayabiliyor. O halde tüm bu sıkıntıları yaşamamak için ne yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz?

Çocuğunuzun gelişim dönemlerine uygun mesajlar verin.

Çocuğunuz 2-3 yaşındaysa genellikle 2 kelimeden oluşan, 3-4 yaşlarındaysa 3 kelimeden oluşan cümleler kurmaya özen gösterin. Kurduğunuz uzun bir cümleyi anlamak bu yaşlardaki çocuklar için çok kolay değildir. Ayrıca aklında tutamayacağı kadar çok şey istemek hem çocuğunuzu hem de sizi zor durumda bırakabilir. Çocuğunuz sizin ilk isteğinizi yerine getirmeye çalışırken diğer söylediklerinizi unutabilir ve o sırada dikkatini çeken başka şeylerle ilgilenmeye başlayabilir. Bu durum sizin öfke, üzüntü gibi duyguları yaşamanıza neden olabileceği gibi, çocuğunuzun da kendini yetersiz hissetmesine yol açabilir.

Çocuğunuzla konuşurken ve onu dinlerken göz teması kurmaya çalışın.

Çocuğunuz size bir şeyler anlatmaya çalışırken onunla göz teması kurmanız çok önemlidir. Ayrıca bedeniniz de kurmaya çalıştığınız iletişimin etkin bir parçasıdır. Bu nedenle konuşmayı takip ederken jest ve mimiklerinizi kullanarak etkin dinleme yapmanız iletişiminizi kuvvetlendirecektir. Bu hem çocuğunuza önemsendiğini hissettirecek ve özgüvenini destekleyecek, hem de sizi örnek alacağı için siz onunla konuşmaya çalışırken benzer şekilde karşılık vermek isteyecektir. Ayrıca siz de çocuğunuzla konuşmak istediğiniz zaman mümkün olduğunca aynı seviyeye inmeye çalışın. Göz teması kurun ve ona dokunmaya çalışın. Ses tonunuzu ayarlayın. Söylediğiniz şeyle bedeninizin uyumlu olmasına özen göstermeye çalışın. Eğer ağzınızdan “hayır” kelimesi çıkarken bedeniniz “aslında olabilir” diyorsa çocuğunuz ikinci şıkkı tercih edecektir. Unutmayın ki, bir iletişimde ortalama olarak kelimeler %10, ses tonu %30 ve beden dili %60 rol oynar.

Çocuğunuzun eğlenerek yaptığı bir şeyi bölmeyin.

Çocuğunuz gittiğiniz bir misafirlikte ya da parkta oyununun en heyecanlı yerindeyken ona gitmeniz gerektiğini söylemeniz hoşuna gitmeyecektir. Çünkü daha eğlenceli bir alternatif olmadığı sürece hiçbir çocuk oyununu bırakmak istemez. Bu nedenle çocuğunuzu hazırlamanız işinizi kolaylaştıracaktır. Bulunduğunuz yeri terk etmeden 15-30 dakika önce “az sonra kalkacağız, istersen yavaş yavaş oyununu tamamla” şeklinde bir mesaj vermeniz hem sizi hem de çocuğunuzu rahatlatacaktır. Bu mesajı belli aralıklarla ve duruma uygun şekilde söylemeniz, çocuğunuza hayal dünyasındaki oyundan çıkıp gerçek dünyaya geri dönebilmesi için zaman kazandıracaktır.

Olumsuz durumları başka insanların yanında konuşmayın.

Çocuklar sıklıkla yapmaması gereken şeyleri yaparlar ve bu durum biz yetişkinler için zaman zaman oldukça zorlayıcıdır. Böyle bir durumda çocuğunuzla yalnız konuşmanız iyi olacaktır. Özellikle akranlarının ya da aileden olmayan amcaların teyzelerin yanında eleştirilmek çocuğunuzu üzecek ve öfkelendirecektir. Sonrasında ise sizi daha çok kızdıracak bir şey yapması genellikle kaçınılmazdır. Akranlarının kendine örnek gösterilmesi ya da aile dostlarının ve akrabalarının önünde eleştirilmesi çocuklara olumlu hiçbir şey kazandırmaz. Tam tersine çocuğunuzu aynı şeyi yapmaya; yani anne veya babasını arkadaşlarının yanında küçük düşürecek şekilde davranmaya teşvik eder.

Etiketleme yapmayın.

Etiketleme alışkanlığı ne yazık ki ailelerimizin, dolayısıyla çocuklarımızın en çok yaşadığı sorunlardan biridir. Yaramaz, dağınık, sorumsuz, şımarık, tembel gibi ifadeler bizim geleneksel eğitim anlayışımız içinde önemli bir yer tutar ve hiçbir işe yaramaz. Öncelikle bu tür ifadelerin kendisi hakkında kullanıldığını gören çocuk kendini kötü hissedecektir. Ayrıca özgüven gelişimi açısından da bu tür ifadeler son derece zararlıdır. Bununla beraber, çocuklar için anne ve babalarının söylediği şeyler son derece önemlidir. Yani; inatçı olduğu söylenen bir çocuk rahatlıkla “annem inatçı olduğumu söylediğine göre ben inatçıyım. Öyleyse inatçı insanlar nasıl davranıyorsa ben de o şekilde davranmalıyım” diye düşünebilir. Bu da olumsuz davranışların azalmasını değil artmasını sağlayacaktır.

Bu tür etiketler çocuklarımıza sorunun nereden kaynaklandığıyla ilgili bir şey söylemediği için de öğretici değildir. Odasındaki oyuncakları toplamadığı için “dağınık” olmakla eleştirilen bir çocuk, o sırada sorunun hangi davranışından kaynaklandığını fark etmez. Öğrendiği tek şey “dağınık” bir çocuk olduğudur.

Ben dili kullanın.

Ben dili kullanmak kendimizden bahsetmek demek değildir. Ben dili, bizim var olan durumu nasıl algıladığımızı, nasıl hissettiğimizi ve ne yapılması gerektiğini anlatmaya yarayan, son derece yapıcı bir konuşma tarzıdır. Yukarıdaki örnek üzerinden devam edecek olursak;

Çocuğunuzun oyuncaklarıyla işi bittikten sonra toplaması gerektiğini düşünüyorsunuz. Ancak çocuğunuz her hangi bir nedenle bunu yapmayı unutuyor. Öncelikle ona neyi gördüğünüzü ifade edin. “Ben, oyuncaklarını toplamadığını görüyorum.” Sonrasında ise nasıl hissettiğinizi söyleyin. “bu beni hem üzüyor, hem de birazcık öfkelendiriyor.” Çocuğunuzun bu davranışının ne tür olumsuz sonuçlara yol açacağını belirtin. “Sen oyuncaklarını bu şekilde bıraktığında onları ben toplamak zorunda kalıyorum.” Ondan istediğiniz şeyi net bir şekilde söyleyin. “Oyuncaklarınla işin bittiğinde onları toplamanı istiyorum.” Son olarak talep ettiğiniz şeyin sonucunda ne tür olumlu gelişmeler olacağını anlatın. “sen oyuncaklarını topladığında ben daha az yorulacağım. Ayrıca böylelikle sana ayırabileceğim daha çok vaktim olacak.”

Ben dilini kullanmak sizde ortaya çıkabilecek olumsuz duyguların birikmesini engellediği için kısa ve uzun vadede oldukça yararlıdır. Ayrıca çocuğunuza isteklerinizi ve şikayetlerinizi sakin bir dille anlatma imkanı verir. Çocuğunuz duydukları sonucunda kendini kötü hissetmez. Bunun kişiliğine bir saldırı olduğunu düşünmez ve özgüveni zedelenmez. Davranışlarının ne tür sonuçlara yol açtığını görmek sorumluluk bilincinin gelişimine olumlu katkı sağlar. Duygularını ve isteklerini makul bir şekilde ifade etmenin yollarını sizi model alarak öğrenmiş olacağı için sonradan oluşabilecek pek çok sorun ortadan kalkmış olur.

bu yazı, mother and baby dergisinin temmuz 2010 sayısında yayınlanmıştır.


Paylaş

30 Nisan 2010

Kim Korkar Hain Kurttan? “Çocuklarda korkunun gelişimi”

Korku, bir tehlike ya da tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü olarak tanımlanır. Bu duyguyu yaşamaktan hoşlanmasak da hayatımızı sağlıklı şekilde devam ettirebilmemiz için ihtiyaç duyduğumuz duyguların başında gelir. Her ne kadar hoşlanmasak da yaşamımızı sağlıklı biçimde sürdürmek için gereksindiğimiz duyguların başında gelir korku. Korku, bedenimiz için bir sinyal görevi görür. Kendisini tehlikeli bir durumdan uzaklaştırabilecek ya da savunabilecek şekilde çalışmaya başlar. Hızlı hareket edebilmek için kalp daha fazla kan pompalar, oksijen ihtiyacı arttığı için solunum sistemi daha hızlı çalışır. Buna bağlı olarak vücut ısısı yükselir. İnsan kendini gergin ve tetikte hisseder. Bu sinyal bizim için çok önemlidir ancak her zaman ‘gerçekten’ bir tehlike olduğu anlamına gelmez. Ayrıca ortada görünür bir tehlike olsa bile, harekete geçmeye hazır olan bedeni kontrol edebilmek için sakin olmak ve o sırada korkuyla başa çıkabilmeyi öğrenmek gerekir. Bu öğrenme ise insan doğduğu anda başlar. Her konuda olduğu gibi bu konuda da ilk yol göstericiler ailelerdir.

Çocuklarda korku duygusunun gelişimi yaşadıkları dönemlere göre farklılık gösterir. Bunlar çeşitli sesler, görüntüler olabileceği gibi yabancılar, hayvanlar, taşıtlar veya hayali varlıklar da olabilir. Korkulan ‘şey’ ne olursa olsun, çocukların kendilerini rahatlatmak ve güvende olduklarını hissetmek için yaptıkları genellikle aynıdır: Güvenilir bir yetişkine yaklaşır ve her şeyin yolunda olduğunu anlamak için olumlu bir işaret bekler.

0-6 ay:

Bu dönemde bebekler genellikle ani ve şiddetli gelen seslerden korkar. Görme yetileri henüz tam olarak gelişmediği için anneyi sesinden, kokusundan ve kalp ritminden tanırlar. Kendilerini annelerinin yanında daha güvende hissederler. Bu nedenle korktuklarında anneye yakın olmak isterler. Parasempatik sinir sistemleri henüz gelişmediğinden kendilerini rahatlatamazlar ve bu nedenle rahatlayabilmek için mutlaka yardıma ihtiyaç duyarlar. Bu dönemde bebeğin ihtiyaçlarının vaktinde karşılanması ve korktuklarında yalnız bırakılmamaları çocuğun anneyle güvenli bağlanma ilişkisi kurmasını sağlar.

6-18 ay:

Bebekler 6 aylık olduklarında görme yetileri gelişir ve gördükleri insanları ayırt etmeye başlar. Daha önce aralarında bir fark yokmuş gibi görünen insanların aslında farklı kişilerden oluştuğunu görürler. Kendilerini güvende hissettikleri ve alışık oldukları yer ebeveynlerinin yanı olduğu için, iletişim kurmaya çalışan insanları başlangıçta tehdit olarak algılayabilirler. Yabancılara karşı geliştirilen bu korkuyla başa çıkabilmek için ebeveynlerine daha çok yaklaşırlar. Bebeği zorlamadan korkusunu aşmasını sağlamanın yolu, ondan uzaklaşmamaktır. Kendini hazır hissetmediği bir durumla karşı karşıya bırakılmamalıdır.

Kendisiyle iletişim kurmaya çalışan kişinin ebeveynleriyle sıcak bir ilişkisi olduğunu görmek bebeği rahatlatır. Zarar görmeyeceğine ikna olan bebek, ilişki kurmaya hazırdır ve yavaş yavaş güvenli alanının sınırlarını genişletir.

Bu dönemde bebeklerin ve ailelerin karşılaştığı önemli değişimlerden biri de bebeğin hareket edebileceği olgunluğa ulaşmasıdır. Bebekler bir taraftan uzaklaşarak daha fazla nesneyle ilgilenmek isterken diğer taraftan güvenli alanlarından uzaklaşmaktan korkarlar. Bu nedenle bebekler çevreleriyle ilgilenirken ebeveynlerini de görmek isterler. Göremedikleri zaman kendilerini güvende hissetmezler. Ebeveynler, bebeklerinin kendisini güvende hissedeceği kadar yakınında bulunmalı ancak onun çevresiyle ilgilenebilmesi için uzaklaşmasına izin vermelidir.

Ebeveynlerin, çocuklarının başına kötü bir şey geleceğinden endişe ederek sürekli onları yanlarında tutmaya ve korumaya çalışması, çocuğun Dünyanın tehlikeli bir yer olduğuyla ilgili düşünceler oluşturmasına neden olabilir.

18 ay- 3 yaş:

Bu dönemde, çocukların dil gelişimi başlamıştır. Kelime kullanırlar ve ilkel bir düzeyde de olsa bir sembol ile bu sembolün temsil ettiği nesne arasında ilişkiyi anlayabilirler. Dil becerilerinin gelişmesi, çocukların benzerlikleri fark ederek grup oluşturabilmelerini sağlar. Çevrelerinde gördükleri diğer varlıkları insanlardan ayırabilirler. Çocukların bu dönemde hayvanlardan, taşıtlardan ya da buna benzer varlıklardan korkmasının nedeni budur. Çocuklar; henüz tanımlayamadıkları için bu varlıkların tehlikeli olduğu şüphesi taşır.

Tehlikeli olanla olmayan arasındaki farkları anlayabilmeleri için sordukları sorulara anlayabilecekleri şekilde cevap vermek gerekir. Ayrıca, korktuklarında yapacakları ilk şey, güvendikleri yetişkinlere bakmak olacaktır. Sözel ve bedensel mesajlara bakıp davranışlarını ona göre düzenleyecektir. Eğer korku tepkisi görüyorsa tehdidin gerçek olduğuna karar verecek ve korkacaktır. Sakin olduğunuzu gördüğünde ise kontrolün kendi elinde olduğuna karar verecek ve buna göre hareket edecektir.

Çocuklar bu dönemde de yüksek veya ani seslerden ve yabancılardan korkmaya devam edebilirler. Ancak korku, daha önceki dönemlere göre daha azdır ve kontrolün kendilerinde olduğu hissi daha kuvvetlidir.

3-6 yaş:

İnsanların en çok soru sorduğu dönem belki de 3-6 yaş dönemidir. Dil becerilerindeki gelişme onlara dünyayı daha ayrıntılı şekilde tanımlama imkanı yaratır. Dil gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan soyutlama becerisi, çocuklara hayali oyunlar oynama şansı tanır. Çocuklar bu dönemde hayal ile gerçeği ayırt edemez. Bu nedenle masalları gerçekmiş gibi dinlerler. Çocukların hayal gücünde gerçekleşen bu gelişme onların dünyasını zenginleştirirken aynı zamanda yeni korkuların ortaya çıkmasına neden olabilir. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalını dinleyen bir çocuk için; Pamuk Prenses, cücelerin ormandaki mutlu yaşamı ya da son anda kurtarıcı olarak sahneye çıkan prens ne kadar büyüleyiciyse, Pamuk Prenses’i ormana götüren avcı ya da kötü kalpli cadı da o kadar korkutucudur. Televizyon ve bilgisayarda izledikleri görüntüler ya da çevrelerinde konuşulan konular, çocuklarda benzer etkiler yaratabilir.

Çocuklar korkularını pek çok farklı şekilde ifade edebilir. Doğrudan konuyla ilgili soru sorabilirler. Çizdikleri resimler ya da oyunlar, yaşadıkları korkunun ipuçlarını taşıyabilir. Kötü rüyalar, uyku düzeninde bozulma ya da alt ıslatma gibi belirtiler, yaşadıkları korkuyla ilişkili olabilir. Çocuk, yaşadığı durumu sözlerle ifade etmekte zorlanıyor olabilir. Bu noktada, ebeveynler çocuklarını sakin bir ifadeyle sonuna kadar dinlemeli, açıklamakta zorlandığını hissettiğinde soracağı sorularla kendini ifade etmesine yardımcı olmalıdır. Korkunun nedeni bir yetişkin için gerçek dışı olabilir ancak unutulmamalıdır ki, çocuk için yaşanan korku gerçektir. Bu nedenle çocuğa korkulacak bir şey olmadığını söylemek onu rahatlatmaz. Tam tersine çocuğun ‘anlaşılamadığını’ hissetmesine neden olur. Yetişkinin abartılı bir tepki vermesi durumunda ise, çocuk korktuğu şeyin büyükleri bile korkuttuğunu düşünebilir. Bu durumda çocuğun korkusunun daha da artması beklenebilir.

3-6 yaş döneminde çocuklar ölüm, cinsellik, din gibi konular üzerine düşünmeye başlar ve pek çok soru sorarlar. Anlaşılması yetişkinler için bile kolay olmayan bu konularda çocukların yaşadığı kafa karışıklığı son derece doğaldır. Ailelerin bu tür konularla ilgili sorulara cevap verirken nelere dikkat etmeleri gerektiği, başlı başına farklı bir yazı konusudur. Ancak aileler çocuklarının bu dönemde hayal ile gerçeği birbirinden ayırmakta zorlandıklarını göz önünde bulundurmalıdır. Bu tür konularla ilgili soruları görmezden gelmek ya da “ayıp, günah” gibi cevaplar vermek, çocuğun konuşma cesaretini ve isteğini azaltacaktır. Çocukların bu tür soruları kendi hayal dünyaları içinde cevaplandırmaları, daha sonra ortaya çıkabilecek birçok korkunun temelini oluşturabilir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuğun sorularına korkmasına neden olabilecek faktörlerden uzak durarak cevap vermesi önemlidir.

Neler Yapılabilir?

Çocuklar için korkuyla baş etme, ailenin önemli rol üstlendiği bir öğrenme sürecidir. Çocuğa kendini güvende hissedeceği bir ortam yaratmak, zor durumlarda yanında olacağını göstermek, başa çıkma becerilerini kazanmasında ve geliştirmesinde yardım etmek, ailelerin görevidir.

Çocuğunuzu çatışma ortamından uzak tutun

Anne ve baba arasında yaşanılan anlaşmazlıkların çocukların bulunduğu ortamda çözülmeye çalışılması ya da taraf olmalarının beklenmesi çocuğu huzursuz edecektir. Çocuklar, anne ve baba arasındaki anlaşmazlıkları çözmekle sorumlu tutulamazlar. Sürekli gergin bir ortamda yaşamak zorunda kalan çocuğun pek çok korku ve kaygı geliştirmesi kaçınılmazdır.

Çocuğunuzun korkularını görmezden gelmeyin

Öcülerden korkan dört yaşındaki bir çocuğa öcülerin olmadığını söylemek ya da bu durumu ciddiye almadığınızı gösteren cevaplar vermek çocuğunuzu rahatlatmaz. Gerçek ve hayal arasındaki farkı belirleyemeyen çocuğun ‘anlaşılamadığını’ hissetmesine yol açar. Böyle bir durumda çocuğun korkularını paylaşma isteği azalabilir. Çocukla sadece iletişim kurmak bile onun rahatlamasına yardımcı olur. Aile çocuğun korkularını dinlemeli ve bu korkuyla başa çıkabilecek yöntemleri geliştirebilmesi için ona yol göstermelidir.

Çocuklarınızın korkularını büyütmeyin

Çocuklar anne ve babalarını dünyayı anlayabilmek için bir ayna gibi kullanırlar. Çocuk korktuğu zaman anne ve babasının sözel ve bedensel mesajlarına bakarak süreci anlamaya çalışır. Bu nedenle çocuğunuz herhangi bir şeyden korktuğunda sakin kalmanız önemlidir. Bu sayede çocuk kontrolün kendi elinde olduğuna daha kolay inanacaktır. Ayrıca anne ve babanın soğukkanlılığını koruması, çocuğun korkularıyla başa çıkabilmesi için iyi bir model oluşturacaktır.

Korkuyu bir eğitim aracı olarak kullanmayın

Çocuğunuzun istenmeyen bir davranışını engellemek için onu korkutmayın. Bu tür yöntemler çocuğunuzun olumlu davranış kazanmasında ya da olumsuz davranışının ortadan kalkmasında hiçbir işe yaramaz. Çocuk böyle bir durumda sadece korkar. Yanlış bilgiler, inanışlar ve korkular dışında hiçbir şey kazanmaz. Tabağındaki yemekleri bitirmediği takdirde başına kötü bir şey geleceği söylenen çocuğun bu süreçte kazanacağı tek şey bir yeme problemi olacaktır.

Korku nedeniyle yaşam düzeninde değişiklik yapmayın

Kötü bir rüyadan korktuğu için anne ve babasının yanında yatmak isteyen çocuğa bu nedenle izin vermek korkulan şeyi bir gerçek haline getirecektir. Çocuklar anne ve babalarıyla birlikte uyumayı çok sevdikleri için yaşadıkları korku aynı zamanda bir ödüle dönüşecektir. Bu nedenle korkmuş halde yanınıza gelen çocuğunuzu sonuna kadar dinleyin ve sakinleşene kadar bekleyin. Çocuğunuz sakinleşince onunla beraber yatağına gidin ve uyuyana kadar yanında kalın. Bu hem çocuğunuzun kendini güvende hissetmesini sağlayacak hem de korkusuyla başa çıkmasını kolaylaştıracaktır. Çocuğunuzla kendi yatağınızda vakit geçirme zevkini güzel zamanlara saklayın.

Çocuğunuzla ortak dil kullanın

Çocuklar, karşılaştıkları pek çok güçlükle hayal güçlerini kullanarak başa çıkarlar. Masal, oyun, resim gibi aktiviteler çocukların öğrenme sürecinde önemli yer tutar. Korkularıyla başa çıkabilmeleri için anlamakta zorlanacağı açıklamalar yapmak yerine, çocuklara eşlik edin. Korkuya neden olan şeyleri oyun, masal ya da resim kullanarak anlatmak çocuklar için daha rahattır. Ayrıca çocuğun ebeveynle iyi zaman geçirmesini sağlar. Bu şekilde iletişim kurulan çocuk, korku ve kaygılarını sizinle paylaşmak için daha istekli olacaktır.

Uzman desteği alın

Çocuklar korkularıyla başa çıkmakta zorlanabilir. Çocuğun aileden aldığı destek çok önemlidir ancak her zaman sorunu çözmeyebilir. Korkunun başlangıcında travmatik bir yaşantı olabilir. Eve hırsız girmesi, evde ya da dışarıda geçirilen bir kaza, deprem, sel gibi doğal afetler, bir yakınını kaybetmek, ciddi bir hastalık geçirmek, ameliyat gibi insanlar için başa çıkılması zor yaşantılar çocuklarda birçok korkunun ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca çocuk herhangi bir sebeple yaşadığı korkunun nedenlerini anlatamıyor olabilir. Çocuğunuz kötü rüyalar görüyorsa, sık sık uykusundan uyanıyorsa, tuvalet eğitimini almış olduğu halde altını ıslatmaya ya da dışkı kaçırmaya başladıysa ifade etmekte zorlandığı bir sorun yaşıyor olabilir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında aile öncelikle çocuğuna “güvende” olduğu mesajını vermeli, sonrasında ise mutlaka bir uzmandan destek almalıdır.


bu yazı cumhuriyet gazetesinin 24 nisan cumartesi sayısında kısaltılarak yayınlanmıştır.

2 Nisan 2010

BENİMLE OYNAR MISIN? "Çocukluk Çağında Oyun"


İnsanlar neden oyun oynar? Ya da sorumuzu biraz daha genişleterek soralım; İnsanlar ve diğer pek çok canlı türü neden oyun oynar? Kediler, köpekler, maymunlar, kargalar, yunuslar, yoğun olarak doğumdan sonraki dönemde olmak üzere, yiyecek, içecek veya barınma gibi temel ihtiyaçlarının hiçbirini karşılamasına yardımcı olmamasına rağmen neden oyun oynar?

İnsan ve hayvan davranışları üzerine çalışan bilim insanları bu soruya üç temel neden göstererek cevap veriyor. Bu nedenlerden ilki, oyunun çevreye uyum gösterme konusunda sağladığı avantaj. İkincisi oyun oynamanın bilişsel gelişimi ve kas gelişimini olumlu yönde desteklemesi. Üçüncüsü ise, toplumsal ilişkilerin anlaşılmasına ve olumlu davranışların kazanılmasına katkıda bulunması. İnsanlar için oyunun önemine odaklandığımızda, bunlar dışında kazanımların olduğunu da görmemiz mümkün.

Bebeğiniz doğduktan kısa bir süre sonra çevresindeki nesnelerle daha yakından ilgilenmeye başlayacaktır. İçinde bulunduğu ortamı daha iyi tanımak amacıyla bu nesnelere dokunacak, fırlatacak, bir yerlere vurmaya başlayacak ve birçoğunu ağzına sokmaya çalışacaktır. Özellikle dişlerinin çıkmaya başladığı dönemde bebeğiniz nesneleri ağzına sokarak hem damağını kaşıyacak hem de onu tanımaya çalışacaktır. Özellikle doğumdan sonraki ilk 12-18 aylık dönemde bebeğiniz için oyun çoğunlukla dünyayı keşfetme amacı taşıyacaktır. Bu dönemde bebeğinizin oyuncakları ağzına sokmasını engellemeye çalışmak yerine onları temiz tutmaya çalışmak hem bebeğiniz hem de sizin için çok daha rahatlatıcı olacaktır.

Daha sonraki dönemlerde oyunun çocuğunuz için anlamı değişmeye başlar. Bu dönemde başta siz anne ve babalar olmak üzere çevresindeki diğer kişilerin davranışlarını taklit etmeye çalışır. Basit düzeyde de olsa durumlar ve davranışlar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmak ister. Bu çocuğunuzun sosyalleşme konusunda attığı adımlardan biridir. Özellikle üç yaşından sonraki dönemde ise çocuğunuzun hayal gücünde gözle görülür bir gelişme yaşanır. Artık nesneleri temel görevlerinin dışında rollerle de kullanır. Ayrıca bu dönem hayali arkadaşlıkların da kurulduğu çok zengin ve çok eğlenceli bir dönemdir. Çocuğunuz sizi, önceki dönemlere göre çok daha istekli bir şekilde oyunlarına dahil etmeye çalışacaktır. Bu çocuğunuzun sonsuz hayal gücünü hissedebilmeniz ve onunla daha güzel bir ilişki kurmanız için eşsiz bir fırsat. Kendinizi oyunun akışına bırakarak dış dünyayla ilişkinizi kısa bir süreliğine de olsa kesmeniz, sizin üzerinizde de oldukça olumlu etkiler bırakacak.

Çocuğunuzun yaşı ilerledikçe ve arkadaşları çoğaldıkça oyunlardan edindiği kazanımlar da farklılaşmaya başlar. Çocuğunuz oyunlar ve oyun arkadaşları sayesinde, paylaşmak, yardımlaşmak, fedakarlık etmek, saygı duymak, kazanmak ve kaybetmek gibi çok önemli sosyal davranışları kazanır. Belki de en önemlisi, kaybettikten sonra pes etmemeyi, nerede yanlış yaptığını keşfederek en baştan başlamayı ve bu sırada hissettiği olumsuz duygularla baş etmeyi öğrenir. Çocuğunuzu böyle zamanlarda oyuna dönmesi için cesaretlendirmeniz ve yaşadığı durumla başa çıkması için destek olmanız çok önemlidir. Bu sayede hayatının daha sonraki dönemlerinde yaşayacağı zorluklarla mücadele etme konusunda daha cesur olacak ve en zor durumlarda bile yeniden harekete geçecek gücü kendinde bulacaktır.

Mother and Baby dergisinin Nisan 2010 sayısında yaynlanmıştır.

Paylaş


24 Mart 2010

Bebeğiniz için güvenli bir dönem: Bağlanma…


Bebekler yaklaşık dokuz ay süren hamilelik döneminin ardından, kendilerini neredeyse hiçbir şey bilmedikleri bir dünyada bulurlar. Başlangıçta bu ortamda ne kendilerinin ayrı bir varlık olduğunun ne de çevresinde olan bitenin ne olduğunun farkındadırlar. Ancak anne karnında hayata tutunabilmelerini sağlayacak pek çok özelliği kazandıkları için yaşamla başa çıkabilirler ve sonrasında ihtiyaç duydukları becerileri hızla kazanırlar. Bu dönemde bebeklerin en çok ihtiyaç duyduğu şey kendilerini güvende hissedebilecekleri huzurlu bir ortamdır.

Özellikle ilk kez anne ya da baba olma heyecanını yaşıyorsanız kaygılı olmanız normaldir. Ancak endişe etmenize gerek yok. Bebeğinizin ihtiyaçları ile ilgili gösterdiği ipuçlarını takip edin. Tecrübelerine güvendiğiniz yakınlarınızdan yardım alın. İçinde bulunduğunuz dönemle ilgili sağlıklı kaynaklardan bilgi toplayın ve en çok bebeğinizle aranızdaki ilişkiye ve sezgilerinize güvenin. Başlangıçta çok zor gibi görünen görevlerin düşündüğünüz kadar zor olmadığını ve aynı zamanda ne kadar keyifli olduğunu fark edeceksiniz.

Bebeklerde Duyuların Gelişimi

Bebeğiniz doğduğu anda dünyayı algılamasına yardımcı olacak duyularının çoğunu etkin şekilde kullanabilir. Annenin kalp ritmine ya da anne karnında duyduğu seslere benzer sesler duymak (elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi vs..) bebeğinizi rahatlatacaktır. Ayrıca bebeğiniz kısa süre içinde insan sesini diğer seslerden ve sonrasında anne ve babasının sesini ise diğer insanların sesinden ayırmayı öğrenecektir. bebeğinizle konuşmak, ona şarkı söylemek ve onun tepkilerini izlemek, bebeğinizle aranızdaki bağı güçlendirecektir. Bunun bebeğiniz üzerinde ne kadar olumlu etki bıraktığını göreceksiniz. Bu nedenle bebeğinizin konuşulanları anlayıp anlamadığını önemsemeyin.

Bebeğinizle ilişkinizi güçlendirecek en önemli şeylerden biri de dokunmadır. Bebeğinizin dokunma duyusu oldukça gelişmiştir. Ona dokunmanız, okşamanız, onu sıcak tutacak yumuşak kumaşlarla sarmanız veya giydirmeniz rahatlamasına yardımcı olacaktır. Onun ihtiyaçlarının çoğunu karşılamanız için dokunmanız gerekecektir ve bu süreçte bebeğiniz yaptığınız bazı şeylerden hoşlanırken bazılarından ise hoşlanmayacaktır. Bu nedenle bebeğinizin davranışlarını gözlemlemeniz oldukça önemlidir. Bir bebeğin belirgin şekilde tercihlerinin olduğunu fark etmek size şaşırtıcı gelebilir. Ama o bir bireydir ve bunu size her fırsatta gösterecektir. Ayrıca bu durumdan keyif alan tek kişi bebeğiniz olmayacaktır. Sizin için de bu deneyim oldukça keyiflidir. Hatta biraz daha ileri giderek şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; bir insanı, kucağında huzur içinde yatmakta olan bir bebekten daha fazla mutlu edecek gerçekten çok az şey vardır.


Bebeğinizin sizinle kuracağı göz teması, onunla ilişkiniz ve onun kendini güvende hissetmesi için çok önemlidir. Bebeğiniz yeni doğduğunda ancak 20-25 cm. uzaklıktaki görüntüleri algılayabilir. Bu mesafe yaklaşık olarak bebeğinizi emzirirken bebeğinizin gözleriyle sizin yüzünüz arasındaki mesafedir. Zamanla bebeğinizin görüş mesafesi genişleyecek ve sizi daha uzaktayken de takip edebilecektir. Başlangıçta siyah-beyaz gibi zıt renkli şekillere bakmayı tercih eden bebeğiniz yaklaşık üç aylık olduğunda diğer renkleri ve hareketli şekilleri de ayırt etmeye başlayacaktır. Bu dönemde bebeğinizin çevresinde birbirinden farklı ve çok sayıda nesne bulundurmanız onun beyin gelişimini olumlu yönde destekleyecektir.

Bebeğinizle kurduğunuz ilişkide görme duyusundaki gelişimin ayrı bir önemi vardır. Bebeğiniz, yaklaşık üç aylık olduğunda çevresindeki insanların yüzlerinin birbiriyle aynı olmadığını fark etmeye başlayacak, altı-yedi aylık olduğunda ise insanları görerek tanımaya başlayacaktır. Bu gelişim insan hayatındaki önemli bir sürecin başlangıcıdır. Bebeğiniz bağlanma ilişkisi kurduğu kişiyi yaklaşık olarak altıncı ayda net bir şekilde diğer insanlardan ayıracaktır. Bu gelişim bebeğinizle kurduğunuz ilişkide yeni bir dönemin başlamasını sağlayacaktır.

Bağlanma


Bağlanma, bebeğinizle sizin aranızda duygusal olarak olumlu ve karşılıklı yardım edici bir ilişkinin kurulmasıdır. Bebeğinizle aranızda kurduğunuz bağın oluşmasında doğumdan sonraki dönemin kritik olduğu söylenmektedir. Bu alanda yapılan çalışmalar, doğumdan hemen sonra bebeklerini kucaklarına alan annelerin çocuklarına daha kuvvetli bir bağ ile bağlandığını göstermektedir.

Bebeğiniz doğduğunda bağlanma ilişkisini kolaylaştıracak birçok özelliği de beraberinde getirecektir. Örneğin, emme refleksi bebeğin annesine bağlanmasına yardımcı olur. Çünkü emme olayında karşılıklı bir alış-veriş ve karşılıklı bir kolaylaştırma yaşantısı vardır. Bebek anneyi emerken ihtiyacı olan besini alırken, anne ise süt birikmesi nedeniyle memelerinde oluşan ağrıdan kurtulur. Ayrıca insan bedensel temastan kaynaklanan haz, anne, baba ve bebek arasındaki bağlanma ilişkisini kolaylaştırır.

Doğumdan sonraki dönemde bebeğinizin ihtiyaçlarını zamanında karşılamanız temel güven duygusunun oluşmasını ve sizinle güvenli bağlanma ilişkisi kurmasını sağlayacaktır. Ancak burada belirtilen ihtiyaçlar sadece bebeğinizin hayatını sağlıklı şekilde sürdürmesini sağlayan fiziksel ihtiyaçlar değildir. Bebeğinize göstereceğiniz sevgi ve şefkatin de fiziksel ihtiyaçlar kadar önemi vardır ve bebeğinizin sağlıklı gelişimi için gereklidir.

Bebeğiniz doğduğunda kendisini tümüyle yabancı bir yerde bulur. Dolayısıyla onun için korkutucu olabilecek pek çok şey vardır. İlk altı aylık dönemde bebeğinizi en çok korkutan şey ani ve yüksek sesler olacaktır. Altıncı aydan sonra ise genellikle yabancı insanlardan korkacaklardır. Bebeğiniz korktuğunda ağlayarak size bunu belli eder. Bebeğinizin gözlerine bakmanız ve ona dokunmanız rahatlaması için genellikle yeterli olur. Onu korkusuyla baş başa bırakmak iyi bir fikir değildir. Bu nedenle bebeğiniz korktuğunda yakınında olmanız ve ona şefkat göstermeniz kendini güvende hissetmesi için gereklidir.

Bebeğiniz doğduktan sonra günün büyük bir kısmını uyuyarak geçirecektir. Uyku, temel ihtiyaçlardan biri olmasına rağmen uykuya geçiş öğrenilen bir beceridir. Bu kadar temel bir ihtiyacın öğrenilmesi oldukça şaşırtıcıdır. Bazı çocuklar uyuyabilmek için annenin kokusuna ve emzirilmeye ihtiyaç duyarken, bazı bebekler kucakta taşınmaya ya da ayakta-beşikte sallanmayı tercih edecektir. Burada unutulmaması gereken şey, bebeğinizin uykuya geçiş sürecini sağlıklı şekilde öğrenebilmesi için yardımınıza ihtiyaç duyacağıdır. Bazı anne ve babalar bebeklerinin kendi başına uyumayı öğrenmesi için onu yalnız bırakmayı tercih eder. Böyle bir durumda bebeğiniz uzun süre ağlayacak ve sonunda yorgunluğa yenik düşerek uyuyacaktır. Ancak bu şekilde uyumak bebeğinizin kendini güvende hissetmemesine neden olacaktır. Her insan gibi bebeğiniz de uykuya geçmeden önce rahatlama ihtiyacı içindedir. Bebekler yetişkinler gibi kendilerini rahatlatamazlar. Bunun ise oldukça anlaşılabilir bir nedeni vardır; yetişkinlerin kendilerini gergin hissettiklerinde rahatlamalarına yardımcı olan parasempatik sinir sistemi bebeklerde henüz gelişmemiştir.

Yakın bir zamana kadar baba ve bebek arasındaki ilişki ve bu ilişkinin değeri pek önemsenmemiştir. Bebeğin ilk yıllarında neredeyse tüm bakımının anne tarafından yapılması, babanın bu süreçteki önemini ikinci plana atmıştır. Ancak hızla değişen ekonomik durum kadınları da iş hayatında varlık göstermesi ve ev içindeki ilişkinin de kadın ve erkek arasında eşitlenmesi baba ve bebek arasındaki ilişkiye de daha fazla odaklanılmasını sağlamıştır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar babalar ve bebekler arasında da bir bağlanma ilişkisinin yaşandığını ve bu ilişkinin bebeğin hayatını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir.

Bebeğinizle kurduğunuz bağlanma ilişkisinin temelinde ihtiyaçların karşılanması bulunur; yani baba ve bebek arasında güvenli bağlanma ilişkisi kurulabilmesi için babanın da bebeğin ihtiyaçlarının karşılanmasında aktif görev alması gerekmektedir. Bebeklerini çok seven ve bazen çok sevdikleri için bebeğin tüm ihtiyaçlarını tek başına karşılamaya çalışan anneler, babalara daha fazla fırsat tanımalı ve onlara yardımcı olmalıdır. Bu, hem annenin üzerindeki yükü azaltacak hem de babanın bebekle daha sağlıklı ilişki kurmasına imkan yaratacaktır.

Bebeklerle anne ve babalar arasında kurulan güvenli bağlanma, bebeğinizin hayatını sonuna kadar olumlu yönde etkileyecektir. Bebeğiniz tüm gelişim dönemlerinde daha cesur davranacak, zorluklarla daha kolay başa çıkacak, koşulsuz sevgi içinde büyüdüğünü fark edeceği için hata yapmaktan daha az korkacak ve sonuç olarak kendini hayata daha güçlü şekilde hazırlayacaktır. Bebeğinizin ihtiyaçlarının bazı zamanlar karşılanması, bazı zamanlar karşılanmaması ise onun belirsizlik içinde yaşamasına neden olacaktır. Bu durumda ise bebeğiniz genellikle kaygılı olacak ve kendini tümüyle güvende hissetmeyecektir.

Yaşamını sürdürebilmek için başkasının bakımına ve korumasına en çok ve en uzun süre ihtiyaç duyan canlı insandır. Bu nedenle bebeğinizin ihtiyaçlarının karşılanması ve kendini güvende hissedebileceği bir ortam yaratılması hem bebeklik dönemi hem de daha sonraki dönemler için çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki her bebek biriciktir ve her bebeğin kendine özgü özellikleri vardır. Her şeyin temelinde siz anne ve babaların bebeğinizi tanıma ve anlama çabası vardır. Bebeklik dönemi zor olduğu kadar keyifli ve aktif olduğunuz bir süreçtir. Kendinize ve bebeğinize göstereceğiniz anlayış ve koşulsuz sevgi sadece bebeğinizin değil sizin de hayatınızı güzelleştirecektir.

Yararlanılan Kaynaklar
1. Prof. Dr. Melike SAYIL, Bebeklik
2. Yrd. Doç. Dr. Aysel ÇAĞDAŞ, Anne-Baba-Çocuk İletişimi

Bu yazı Mother and Baby dergisinin mart 2010 sayısında yayınlanmıştır.

Paylaş